Web3.0 Nedir?

Web3.0 Nedir?

Arkaik hatıraları ile Web1.0’dan yeni bir umut olan Web3.0’a… Web3.0 nedir?

1997 yılında ilk kez bir link görüp tıkladığımızda beynimizden vurulmuşa dönmüştük.Tim Berners-Lee’nin “hypermedia” diye tanımladığı şey, teknoloji konusunda tecrübesi ve bilgisi az olan herkesi derinden etkilemişti. 89’da başlayan world wide web, o yıllarda oldıkça ilerlemişti ve text- based internet sitelerinden jpegler içeren hatta yeni yeni palazlanmaya başlayan realmedia formatındaki videolara geçilmişti…

Web 1.0’ın ağ yapısı, kullanıcıların internet içeriğine müdahele etmesine pek izin vermiyordu. Gerekli administrator izinlerine sahip olmayan herkes internet içeriği için kullanıcı, okuyucu, izleyici durumundaydı. O dönemde sıklıkla yapılageldiği üzere çok beğenilen jpeg resimler şimdikinden oldukça uzun bekleme sürelerinden sona indirilip 1.44 MB büyüklüğündeki disketlerde saklanıp eşe-dosta gösterilirdi. Günümüzdeki screenshot meselesinin arkakik bir versiyonuydu bu adeta.

Günümüz internetinin aksine o dönemde popüler olan web siteleri (portallar) ağırlıklı olarak kullanıcılarına spesifik ilgi alanlarında zengin içerik sunan günümüz web siteleri ile kıyaslandığına daha çok kil tabletleri andırıyordu. Bir arkadaşınız size içinde harika fıkralar barındıran komik fotoğrafların olduğu bir “komedi portalını” önerebilirdi. Bütün bu hantal yapıya ragmen WWW (dünya çapında ağ) fikri barındırdığı “insanı insana bağlama” amacı sayesinde çarpıcı bir hızla gelişmeye ve kullanıcılarını katlanarak arttırmaya devam etti…

Web 2.0: Bu internet bir harika!

90’ların sonu itibarıyla kişisel bilgisayarların artması ve internetin sağladığı imkanların geniş kitlelerce fark edilmesi ile birlikte internet, yavaş yavaş temel ihtiyaç sayılmaya başlayacaktı. Sanal Mahir (I KİSS YOU!) gibi lokal ama etkisi global hadiseler, insanlara internetin imkanlarını göstermek anlamında ilginç deneyimler vadetmişti. İşlemci hızı artışları, internet bağlantı protokollerinin ve bağlantı hızlarının değişmesi milenyum eşiği sonrasında hızlı bir internet çağının gelmesini sağladı.

2000’ler eşiğinin geçilmesinden bir kaç yıl sonra bugün web 2.0 diye tanımladığımız şeyin başlatıcısı olan gelişmeler yaşandı. Gelişen mobil teknolojiler ve bu mobil ekipmanların internete bağlanma ihtiyacı 3G, LTE, 4G, 4.5 G gibi network’lerin ortaya çıkmasını beraberinde getirdi.

Mobil cihazların giriş yapma özelliği kazanması ile birlikte internet trağinde korkunç bir artış ve kullanıcılarda daha fazla interaktivite ihtiyacı doğurdu. Statik data fikri yerini semantik data fikrine bıraktı. Ve artık karşımızda büyük internet şirketleri dediğimiz birçok projenin, sitenin, fikrin ilk halleri vardı (O yıllarda daha garaj projesi olan Google gibi).

Günümüzde web 2.0’ın geldiği nokta artık bir data monarşileri çağı. Big data havuzunda dev adalara karşılık gelen şirketler ellerindeki dataları işleyerek çok büyük kazançlar elde etmekte. İnternet kullanıcıların istediği interaktivite onları algoritma yönlendiricilerin elinde bir o yana bir bu yana sürüklenen data sürüleri haline getirdi.

Kedisinin resmini paylaşmak isteyen bir kullanıcı artık kedisi olduğunu resimle bildirdiği için sonu gelmez bir “evcil hayvan ürünleri” reklamı bombardımanı ile baş etmek zorunda. Web 2.0 ile başlayan giderekte artan mahremiyet problemi, içeriği tek merkezden işleyen ve sadece kendi çıkarlarına göre sansürleyebilen mekanizmalar, çıkar odaklı algoritma yönlendirmeleri ve her geçen gün artan diğer problemler insanlığı yeni bir hareketin şafağına getirdi.

Yeni bir zincir: Web3.0

Web 3.0 saydığmız tüm negatif şeylerin çözümü gibi görünüyor… Hatta Tim’in birçok demecinde belirttiği gibi internetin gitmesi gereken ve kullanıcıların talep etmesi gereken şey.

Web 3.0 internetin çalışma biçiminde köklü bir değişiklik anlamı taşıyor. Merkeziyetçi bir yapı üzerinden sunulan bütün içeriği merkezin elinden alıp tek tek onu hem kullanan hem de tüketen kullanıcıların eline veriyor. Tabi bu durum data monarşilerini korkutuyor. Ellerinden alınan data üzerinden sağladıkları kazancı paylaşmak zorunda kalmaktan korkuyorlar doğal olarak.

Bu kazancın dağıtımı meselesi karşımıza ister istemez “blockchain” teknolojisini getiriyor. Türkçe’deki kullanımı ile blokzincirinin merkeziyetsiz yapısı hem web 3.0 gibi bir ağı kullanırken kimlik doğrulaması esasıyla güvenli ve şaşmaz bir imkan sunacak hem de web 3.0’ın eşitlikçi içerik paylaşımı noktasında büyük kolaylıklar sağlayacak.

Web 2.0’daki App’ler Dapp’lere, data monarşileri data demokrasilerine dönüşecek.

Web 3.0, içinde barındırdığı “merkeziyetsizlik” unsuru sayesinde siyasal sistemleri de yakından ilgilendiriyor. DAO (decentrilazed autonoumus organizations) kavramı ilk başta sadece sanal dünya ile alakalı gibi görünse de zamanla gerçek hayatta temsili demokrasilerinde aşınmasına ve değişmesine neden olacak.

Bütün işlerliğine ve içinde barındırdığı ümit vadeden unsurlara ragmen web 3.0 meselesine temkinli yaklaşan ve onun sadece “eskiyen zincirlerimizin parlatılmış” hali olduğunu savunan bir görüş de mevcut. Bu düşünceler web 3.0’ın özellikle DAO’lar noktasında içinde barındırğı daha “fazlayı elinde tutan hükmü verir” durumunun zamanla bu yapıları dijital tiranlıklara dönüştüreceğini iddia ediyor.

Bir diğer görüşte ekolojik zararları ile alakalı web 3.0 için gerekli olan kripto varlıkların üretilmesi için gerekli olan enerji ihtiyacının dünyanın ekolojik yok oluşunu hızlandıracağını öne sürülüyor.

WWW teknolojisinin başladığı noktadan buraya gelişi, yolculuğu, hikayesi düşünüldüğünde web3.0 ve sonrası kaçınılmaz görünüyor. Bu ilerleyişte artık sadece insan faktörü değil, kendisi de insan dışında yaşayan bir tür organizmaya dönüşen internetin de bir canlı olarak tavrının ne olacağını hep birlikte görerek deneyimleyeceğiz.

YORUM

Yorumlar 0