Bozkır dizisi: Harikulade bir ‘deneme’

Bozkır dizisi: Harikulade bir ‘deneme’
Fiberdeki gürültü veri kapasitesini artırmak için kullanılabilir

Türkiye’deki son dönem internet dizileri arasında dev bilbolard’ları süsleyen, kapsamlı reklam çalışmalarıyla desteklenen bir proje var: Bozkır.

Netflix olma yolunda ilerleyen Blu TV’nin polisiye dizisi, ilginç bir izleme deneyimi vaat ediyor.

Bozkır oyuncular kim sorusuna hızlı bir yanıt…
Ana karakterler Yiğit Özşener, Ekin Koç. Devamında Altan Erekli, Nur Fettahoğlu, Merve Çağıran ve Bülent Düzgünoğlu. Yönetmen: Bahadır İnce,
Tür: Polisiye-suç, drama…

Öncelikle ‘bütçe’ açısından pratik bir seçim olarak Anadolu’nun ücra köşelerinde geçiyor. ‘88’ plakalı otomobiller, bu ücra kasabanın aslında hayal ürünü olduğuna işaret, çünkü 81 ilin bulunduğu Türkiye’de böyle bir plaka numarası yok.

Bu hayali kasabanın Orta Anadolu’da olduğuna dair çok sayıda bilgi var. Eskişehir ve Bilecik’te çekildiği belirtiliyor. Bununla birlikte çorak atmosferi de izleyenleri farklı bir alanda düşünürdürmeye yetiyor: Temanın merkezinde neredeyse unutulmuş bir diyarda görev yapan 2 cinayet şube memuru var…

Yiğit Özşener ve Ekin Koç, 88 plakalı ilin cinayet büro amirliğini oluşturuyor. Bülent Düzgünoğlu ise sıklıkla ekranda görünen son derece telaşlı, bürokrasiye son derece önem vermesine karşın bu bir nevi unutulmuş bölgede görevini sürdüren emniyet müdürümüz.

Gizemli yerde çocuk cinayetleri görülüyor, katilin aranması, deliller, devamında madur aileler, adli tıp, vaka çalışmaları, süreçler, bürokrasi, kasabada hayat, biraz kadın-erkek ilişkileri, sosyal yaşantı yerli yerinde işleniyor.

Bölümler geçildikçe Amir Yiğit Özşener’in canlandırdığı başkomiser Seyfi ile genç, delidolu ve çaylak polis Nuri Pamir’e ısınıyorsunuz. Bir tür oyuncuyla özdeşleşme meydana geliyor adeta. Onların birlikte sigara içişleri, aynı arabada uyumaları, beraber çorba içmeleri derken ‘süper olmayan ama bir şekilde’ ikilimiz, birer ayrılmaz parça inribası yaratıyor izleyenlerin zihninde. Yiğit Özşener’in bu noktadaki başarısı görülmeye değer, Haluk Bilginer-vari oyunculuğuyla pek belli etmese de kesinlikle öne çıkmayı biliyor.

Türk polisiye dizisi diye bir kült ya da derinlemesine örnekler silsilesine sahip değiliz, biraz Arka Sokaklar… Ama Bozkır, kendi stilini konuşturarak farklı bakış açıları kazandırmaya aday.

Yönetmenin altın oranları, drone’la gerçekleştirilen görselliği vurgulayıcı çekimler, hoş flu’lar dakikaların peşi sıra geçmesinin diğer nedenlerini oluşturuyor. Asıl neden elbette başkomiser Seyfi ve Nuri Pamir. Onların dünyayı kurtarmaktan uzak ama kesinlikle görev sorumluluğu içeren etkileyici ‘dedektifliklerinin’ yanında, özel hayatlarınla ‘ciddiyete’ verilen ‘ufak’ çay araları da (Pamir, genelde iletişim kurma çabaları sırasında karşısındaki kadınlarla bol miktarda çay içiyor) güzel görünüyor…
Bozkır eleştirisi yazısına tempo ve diğer ayrıntılarla birlikte devam edelim…

Dizinin temposu gayet yerinde. İlk bölümde harika bir yapım intibası bırakmasa da 2 ve 3. bölümlerde devamının heyecanla beklenmesini adeta tetikliyor.

Şiddet sahnelerinin azlığı, özellikle ilk bölümden sonra bir internet dizine göre nispeten az küfür içermesi benimsenme hızını artırıyor. Zaten hard-core bir konu ekseninde ilerleyen diziden ‘fazla zorlamanın’ tercih edilmeyişi hoş. Bununla birlikte çocuk cinayetleri gibi hassas ve ürpertici bir konuya sahip olması son derece riskli, bir o kadar da cesurca. İşleniş gayet iyi, yönetmenin görsel bilgisinin yanı sıra konuları ele alış biçiminin de gayet yüksek seviyede olduğunu belirtmeliyim.

Senaryonun kalan 7 bölümünün de çocuk cinayetleri, kasabanın zengini Altan Erekli ile kızı Nur Fettahoğlu etki alanı içerisinde akıllarda durmaksızın ‘katil kim’ ve ‘neden öldürüyor’ sorularını keşfetmeye, bunları çözmeye meyilli iki kişi etrafında ilerleyeceği anlaşılıyor. Kalan bölümlerde ‘ikinci bir konunun’ işlenip işlenmeyeceğini bilmiyoruz, ancak temelinin oluşturulduğu dizinin seyri, yüksek olasılıkla mevcut çerçevenin soru işaretleri üzerinde devam edecek.

Yapım, yüksek bütçeli değil, dolayısıyla iyi işlerin çok para harcanarak yapılmak zorunda olmadığına dair çarpıcı örneklerden biri.

Kasabadaki ambiyans, kamu yapıları, halk ve atmosfer genel itibarıyla düşük bütçeli birçok öğeyle birlikte size kompakt bir polisiye dizi için gerekli her şeyi sağlıyor.

Türkiye’de internet dizilerinin polisiye eksenindeki bu ‘başlangıç’ aşaması, kesinlikle geleceğe umutla bakılmasına yol açıyor.
Son olarak Bozkır’ı, ekibinin ve Blu TV’yi tebrik ediyorum.

Başka eleştirilerde görüşünceye dek hoşka kalın.

Beni Twitter’da takip etmek için: @ferhatvrd

YORUM

Yorumlar 0